Ünlü astrolog Bülent Kısa´nın Kapadokya hikayesi

1993 Mayısında çalışma arkadaşım Ozan´la birlikte Kapadokya´ya gitmeye karar verdik. Amacımız şayet uygun ortam olursa Derinkuyu´da bir medyumsal çalışma yapmaktı. Burada yolculuğun detaylarını anlatmak yersiz. Sonunda biz de Derinkuyu´ya indik. Kalabalıktan hoşlanmadığımız ve basit turist rehberi açıklamaları hiç ilgimizi çekmediği için bizden az önce giren gurubun uzaklaşmasını bekledik. Daha ikinci katta hafif bir baş ağrısı başladı. Ben bunu kendimdeki az uyumaktan kaynaklanan ve devamlı çektiğim baş ağrısına yorduğum için aldırmadım. Aynı durumun Ozan´da da olduğundan haberim yoktu. Bir kat daha indik. Baş ağrısı arttı fakat hala rahatsız edici seviyede değildi. Bu arada Ozan´ın da başının ağırdığını öğrendim fakat hala anormal bir durum düşünmedik.Ýndikçe baş ağrılarımız artmaya devam etti. Altıncı katta buna bir de garip baş dönmesi eklendi. Alçak geçitlerde kafamı vuracağımı sanıyor, yürümektense yerde sürünmeyi düşünüyordum. Sonunda Haç biçiminde oyulduğu için olsa gerek, kilise adı verilen yedinci kattaki bölüme geldik. Burada biraz oturduk. Bu arada bizden önce gelen turistler de geriye döndüler. Yalnız kalınca ben önce, yasak olmasına rağmen iki sigara içerek kendime gelmeye çalıştım. Sonra yeni açılan ve oldukça küçük olan sekizinci kat denilen bölüme indik. Burası herhalde şimdi daha büyümüştür. O zamanlar basit bir oyuktu. ıçine beş, altı kişi ancak sığardı. Üzerinde yazmasa ayrı bir kat olduğunu bile anlamazdık. Burada ani bir baş dönmesi ve ağrı başladı. ıkimiz de ayakta duramaz hale geldik. Ben hayatımda ilk defa baş dönmesi denilen şeyle karşılaşıyordum. Lunaparklarda binilen, silindir şeklinde olup, dönen ve insanların merkezkaç gücüyle duvarda yürüdükleri, silindir şeklindeki aletlerde bile başım dönmemişti. Hatta çocukluğumda en sevdiğim şey buydu. Alkol de başımı döndürmez, yükseklik de. Su altı sporlarına meraklı olduğum için dalış sırasında ve yüksek basınç altında da bir rahatsızlığım olmamıştı. Fakat burada ayağa kalkarsam, benden bir boy daha yüksek olan tavana kafamı vuracağımdan korkuyordum. Filmlerde gördüğüm, başı dönen adamların ne anlatmak istediklerini şimdi anlayabilmiştim. Aynı zamanda beynimin içinde garip bir vınlama vardı. Bunu şu şekilde anlatabilirim. Denizde yüzerken, dalarsanız ya da kafanızı suya batırırsanız ve tam o anda yakınınızdan bir sürat motoru geçerse sesini garip bir şekilde duyarsınız. Sanki dışarda değil de kulağınızın içindeymiş gibi gelir.İşte başımda bunun binlerce kere yükseltilmiş hali vardı. Kulaklarımı tıkadığımı hatırlıyorum fakat ses fiziksel olmadığı için bu aptalca bir tedbirdi tabii. Bu arada kendimi büyük bir kahraman sayıyordum çünkü ben yarı oturur yarı yığılır durumdayken Ozan yığılıp kalmıştı bile. Sonuç olarak çevrede bulunanların yardımı ile iki kat çıktık ve ancak kendi kendimize çıkabilecek hale gelebildik.

Aradan bu kadar zaman geçti fakat şu anda bile orayı düşündüğümüz zaman hatta bu satırları yazarken aynı baş dönmesi ve ağrıyı çok hafif olarak duyuyorum. Ozan´la kendi aramızda bu konuyu konuştuğumuz zamanlarda da ikimiz de aynı hisleri duyuyoruz. Tabii çok hafif olarak. O gece otelde bir medyumsal çalışma yaptık tabii baş ağrısı ve dönmelerden tam olarak ancak bir hafta sonra kurtulduk ve o gece de yerlerde sürünüyorduk fakat Derinkuyu´daki gibi olmadığı için çalışmamızı yapabildik. Bu çalışmanın verilerini özetlemeden önce daha sonraki günden bahsetmem lazım. Sonraki gün Kaymaklı´ya gittik. Derinkuyu ile aynı derinliklere indik. Kaymaklı´da havalandırma kötü ve Derinkuyu´ya göre ağır bir havası var. Buna rağmen hiç bir rahatsızlığımız olmadı. Sadece havalandırma yetersizliği yüzünden fiziksel olarak yorulduk. Halbuki derinkuyu daha dik olmasına rağmen hiçbir fiziksel yorgunluk olmamıştı. Aksine fizksel olarak maça çıkacak kadar zindeydik. Kaymaklıdan sonra Kapadokya çevresindeki her oyuğa girdik. Hiçbirinde rahatsız olmadık. Şimdi Derinkuyu gecesine dönerek çalışmamızda aldığımız bilgileri özetleyelim. Kapadokya´da gerçekten bir şeyler vardı. Burası bir zamanlar dünyadan transit geçen uzaylıların bir tür ikmal yeriydi. Aşağıya doğru kazılırsa daha bir çok kat bulunur ve en sonunda ileri bir uygarlık tarafından açılmış olan düzgün tünellere ulaşılır. Buradaki büyük, yapay mağaralarda bazı, ileri teknoloji ürünü aletler bile bulunabilir. Çalışmada alınan bilgiler bunun gibi şeylerdi. Fiziksel olarak tahkik edemediğimiz her şey gibi bunları da fazla ciddiye almıyoruz. Fakat orada bir şey olduğu da kesindi. Şimdi Derinkuyu´yu düşünelim. Kaymaklı daha yayılmış bir mağara düzeni fakat derinkuyu dik. Ortada büyük bir baca var. Bu yüzden havalandırma mükemmel. En azından benim evimden daha iyi. Aşağıda içtiğim sigaraların dumanı bir anda sanki görünmez klimalar tarafından emiliyormuş gibi yok oluyordu. Burası sanki aşağıdaki çok daha büyük bir alanın havalandırma bacasının çevresine ilkel insanlar tarafından kat kat oyulmuş mağaralar hissini veriyor. Halbuki Kaymaklı tamamen bir yeraltı şehri olabilecek nitelikte. Aslında burada bir zamanlar bazı insanlar yaşamış fakat bunların, burayı yapanlar olması pek akla yakın gelmiyor. Onlar olsa olsa çevredeki küçük odalar oymuş olabilirler. Sonra da bizim baş dönmemiz var. Buna şu açıklamayı aldık.

Zamanında buradaki kayalara bazı enerjiler sindirilmiştir. Bu enerjiler insanlarda hoş olmayan hisler uyandırır ve kaçırtır. Bunun amacı girişi korumaktır. O dönemlerde girseydiniz ölürdünüz bile. Aradan bir çok asır geçtiği için enerji zayıfladı ve şimdi ancak bazı medyumsal nitelikleri olan kimseler bundan etkileniyor. Başları dönüyor, halüsinasyon görüyorlar. Size olan budur. Buraya her gün yüzlerce insan girmektedir. Onlardan bazıları da şu veya bu şekilde rahatsız olabilir fakat olayın sizin kadar ayırımında olmadıkları için bu durumu kendi zayıflıklıklarına yorabilrler. Nereden biliyorsunuz. Bir yıl boyu kapıda bekleyip, çıkan herkese sordunuzmu ki. Ayrıca garip halüsinasyonlarla az miktarda da olsa karşılaşanlar çıkınca düzelince bunu çevreye anlatmayabilirler. Görülen ve hissedilenler kişilerin hassasiyetleriyle orantılıdır. Burada uzun süre yaşayan eski insanlar bu bölgeye düşmanca değil, sığınmak için girdiler ve zamanla enerjiye alıştılar. Bu yüzden rahatsız olmadan yaşayabildiler. Düşmanca amaçlarla gelen yabancı ordular ise buralara pek sokulamadılar. Halbuki havalandırmaları tıkayıp, içerdekileri etkisiz hale getirmeleri kolaydı. O ordular da taştaki enerji yüzünden uzaklaştılar. Sonuç olarak Kapadokya deneyimimiz bu kadar. Şimdilerde daha detaylı denemeler yapmak için oraya tekrar gitmeyi düşünüyoruz.

Yeni yorum gönder

CAPTCHA
Bu soru sayfayı dolduranın bir otomatik program olmaması için düzenlenmiştir.
4 + 1 =
Sorunun cevabini yazin. Orn: 1+3 icin 4 yazin